Değerli okurlarım,
Günlük koşturmacalar arasında işler sarpa sardığında ya da büyük bir hata yapıldığında sığınılan en konforlu liman hep aynıdır: "Ben sadece süreci uyguluyordum" ya da "Bu pozisyonda kim olsa aynı adımı atardı." Oysa mesleki ve insani hayatın en sarsılmaz, en temel kuralı çok nettir: Herkes yaptığı işten bizzat sorumludur.
Konfor alanını kaybetmeme kaygısı, bazen en bariz yanlışları bile meşrulaştırmak için zemin hazırlar. "Zaten herkes aynı yolu izliyor" düşüncesi, evrensel ahlak ilkelerini bir kenara bırakıp bireysel iradeyi devre dışı bırakma çabasından başka bir şey değildir. Sorumluluğu tamamen üst mercilere devretmek de insanı ahlaki olarak aklamaz. Kurallar, yönergeler ya da talimatlar; kişisel vicdanın ve hakkaniyet duygusunun önüne geçebilecek birer kalkan olamaz.
Peki, bu tür sessiz uzlaşmaların ardından elde edilen kazançlar insanın iç huzurunu satın alabilir mi? Gecenin bir yarısı yastığa başınızı koyduğunuzda duyduğunuz o sessiz ses, paranın asla satın alamayacağı tek şeydir. Maddi imkânlar geçici bir konfor alanı sağlayabilir; ancak vicdanın sesini parayla bastırmaya çalışmak yalnızca geçici bir uyuşturucudur. Ruhsal maliyeti zamanla katlanarak artan bu durum, insanın zihinsel berraklığını ve neşesini zedeler. Asıl tehlike de durumu fark etmek değil, konforu bozmamak adına gerçeği bilerek görmezden gelmektir. İlk başta hissedilen o hafif vicdani rahatsızlık zamanla körelir ve kişi bu çarpıklığa alışır. Ancak bu alışkanlık, dürüstlük kalesinin içten içe yıkılması demektir.
Bulunduğumuz her konum, üstlendiğimiz her rol beraberinde kaçınılmaz bir ahlaki yük getirir. Hayatın sonunda elimizde kalan ne geçici unvanlar ne de maddi avantajlardır. Aynaya baktığımızda gördüğümüz tablo, üstlendiğimiz rolün hakkını ne ölçüde verebildiğimizin yansımasıdır.
Unutmayalım ki Kur'an-ı Kerim'de buyrulduğu üzere:
"Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür; kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür."
Bu ilke, sadece mesleki ve hukuki değil, inanç ve ahlak ilkelerine de sıkı sıkıya bağlı kalmanın hayati önemini hatırlatır. Gerçek sorumluluk; ilkelerden ödün vermeden, hakkaniyeti gözeterek ve "Ben bu işi vicdanım ve alın terimle tamamladım" diyebilmenin onurlu yükünü omuzlamaktır.
Toplumsal huzur büyük iddialarla değil, her bireyin kendi fonksiyonunun bilincinde olarak dürüst, inançlı ve özenli bir duruş sergilemesiyle güçlenir.