Hani o meşhur atasözümüz vardır ya; "Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı" diye...
Belki de haklıdırlar, belki de her şeyin yenisi evladır.
Ama bugünlerde, içimde dinmek bilmeyen bir sızıyla sürekli arkama, o tozlu raflarda kalan yıllara bakıyorum.
Yaşlanıyor muyuz, yoksa bugünün ruhsuz kalabalığında mı kayboluyoruz bilemiyorum ama ben vallahi geçmişi özlüyorum.
Öyle bugünün akıllı evlerini, merkezi ısıtma sistemlerini falan değil; tek bir sobayla ısınmaya çalışan o buz gibi odaları özlüyorum. Odanın ortasında gürül gürül yanan sobanın uzağında titremeyi, ama ağır yün yorganın altına sıkışıp o sıcak güven duygusuyla uyumayı özlüyorum. Sabahın ayazında, buz kesmiş bir odaya uyanmanın o keskin ama diri hissini arıyorum.
Şimdilerde her şeyin markası, her şeyin en "lüksü" var. Ama biz, naylon poşetin içine kitaplarımızı doldurup, su alan ayakkabılarla okula giderken daha mı mutluyduk ne? Yoktu çoğu şey; imkanlar kısıtlı, eşyalar kıttı ama huzurumuz, neşemiz ganiydi.
Okula gittiğimizde öğretmenimize karşı duyduğumuz o "korkuyla karışık saygıyı" özledim mesela. Onlar bizim için sadece birer eğitmen değil, ailemizin dışarıdaki kolu kanadı gibiydi. Bizi koruyup kollamalarındaki o babacan tavrı, o samimiyeti özledim.
Peki ya mahalle kültürü? Komşunun komşuya sadece "külüne" değil, derdine, neşesine, tenceresine muhtaç olduğu o günleri kim unutabilir? Sokakta yaramazlık yaptığımızda bizi azarlayan Ahmet Amca’nın o otoritesini özledim. Ahmet Amca bize kızardı, biz de süklüm püklüm olurduk ama eve gidip de bunu ailemize söyleyemezdik; bilirlerse bir fırça da onlardan yiyeceğimizi bilirdik. Çünkü o zamanlar mahallenin her büyüğü, bizim birer anne-babamız gibiydi.
Bugünlerde en çok eksikliğini hissettiğim şey ise "saygı."
Vatandaşın kamu çalışanına, hastanın doktora, doktorun hastasına duyduğu o karşılıklı nezaketi özledim. Belki inanmayacaksınız ama o gecenin köründe hastane kapılarına gidip sıraya yazılmayı bile özledim. Evet, birkaç saat uykusuz kalırdınız, karda kışta beklerdiniz ama sabah o muayene odasına girdiğinizde bir "insanlık" görürdünüz. O zorluğun içinde bile bir nizam, bir karşılıklı anlayış vardı.
Özlüyorum dostlar, gerçekten özlüyorum. Biz ne güzel insanlarla, ne kadar zarif bir iklimde yaşamışız meğer. Bugün her şeye tek tıkla ulaşıyoruz ama o insani dokunuşu, o gönül bağını bir türlü bulamıyoruz.
Dedim ya, yaşamayan bilmez; anlatmakla da olmaz. Biz çok güzel günler gördük, çok güzel insanlar tanıdık. Belki bit pazarına nur yağmıyor ama benim anılarımın üstüne her gün o eski günlerin güneşi doğuyor.
Yaşamayan bilmez.........
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
